05 08 2011

The Kırmızı Başlıklı İstasyon Şefi,

    Sevgililerim beni terketti. Enkaz kaldırma çalışmaları sürüyor. Kim bilir,belki buda halkın ar ve haya duygularını kurcalar; İşte o zaman ihraç edilebilirim. Geniş anayasal düzenlemelerle ben de mutlu olurum. Sanırım,olağanüstü bir sinemada oturmuş, bana ay çöreği ikram edecek yakışıklı bir lezbiyen bekliyorum. Tanınmamak için atasözü kılığına girdim. Elektrik konusunda şüpheliyim.Benden özür dileme kılıcım! Seni başkalarına saplayan benim!!! Devamı

05 08 2011

Flues

    Bu gece, sokakları şöyle bir dolaşmam gerekecek sanki... Kristal noktalarda konaklayan, titizlendiğim hatalardan çağrı aldım. Gücüm yeterse, oyalanacakları bir hüzün haritası, bir dirençsizlik / küskünlük, bir münzevi mırıltısı götürürüm oralara. Bir başka güzellik götürür, bir başka aldanışla geri dönerim. Alex' i sürükleyen böceklerin adı anılamaz. Hissettiğim kadarıyla, konuşmaya ihtiyacım kalmadı. Buna duyarsızlık deme Tay. Bu, olsa olsa sahte kilidin sahte anahtarı. Ayaklarım, yapacaklarını bilirler. Solgun ışıkların aydınlattığı çıplak, duru, zayıf oğlan bedenlerini kuşatan bir gezegen halesini hatırlıyorum çok eskiyi düşündükçe. Yaşlı bir tarihçinin zarif parmaklarını süsleyen gümüş yüzüklerdeki (kötü) göz kabartmalarını..gözlerdeki o metal feri hatırlıyorum çok eskiyi düşündükçe..çok eskiyi düşündükçe arkabahçe(sin) de tek başına üşüyen faşist çocuk (oluyorum). Devamı

05 08 2011

Pinhani - Yitirmeden

        mecburen yeniden yayın oldu,diğeri bozulmuş :) Devamı

02 08 2011

fugue V.

      bu çocuğu hemen aldırmazsam                                                ‘işaretleri bunca sevdiğine göre ona yorulmadan işaret vermeliyim’. nasıl yorulmazdı: kapısına götürüp bağladığı beyaz at, aynı gün içinde postaya attığı binbir mektup, beklenmedik gecede beklenen bir güneş olmak – verdiği her işaret hayatında birikmiş büyük bir imgeyi söküp atıyordu ondan. kadın doymuştu oysa bu duygulara. beklediği işaretler değil işaretlerin işaret ettiği yere çağrılmaktı. olmayınca o da yorulmadan işaret verdi. nasıl yorulsundu ki: adamın çakmağı bitince onu değiştirdi, gömleğine sinmiş kokuyu benimsedi, istedi ve isteklerini onun istediği kadar göstermeyi öğrendi, kabul etti.   yalnız kaldığında düşünüyordu: ‘bu çocuğu hemen aldırtmazsam, onunla ölebilirim.’ zaman geçiyor ve çocuk büyümüyordu oysa. neden sonra içinde kaskatı bir ur olduğunu farketti ve onu sevdi. ... Devamı

28 07 2011

Asterion

    ”Ve kraliçe Asterion adı verilen bir çocuk doğurdu.” APOLLODORUS: Biblioteca, I. Beni kibirli olmakla suçladıklarını biliyorum ve belki de insanlardan kaçmakla ve belki de delilikle. Bu suçlamalar (vakti gelince cezasını vereceğim bunların) benimle alay etmek için. Evimden hiç çıkmadığım doğru, ama evimin kapılarının (ki sayıları sonsuzdur) gece ve gündüz insanlara ve hayvanlara da açık olduğu doğru. İsteyen girebilir. İçeri giren ne kadın süs püsleri ne de zarif saray adetleriyle karşılaşacak, sadece sessizlik ve yalnızlık bulacak. Ayrıca yeryüzünde bir benzeri daha bulunmayan bir evle karşılaşacak. (Mısır’da buna benzeyen bir tane olduğunu söyleyenler var, ama yalan söylüyorlar.) Bana iftira edenler bile evde tek bir mobilya bile olmadığını kabul ederler. Bir diğer gülünç yalan da benim, Asterion’un tutsak olduğum. Kilitli kapı olmadığını tekrarlayayım mı, kilit diye bir şey olmadığını da ekleyeyim mi? Ayrıca, bir akşamüzeri dışarı çıktım da; gece olmadan geri döndümse bu sıradan insanların yüzlerinin bende uyandırdığı korku yüzündendir, rengi atmış ve el ayası gibi yassı olan yüzler. Güneş çoktan batmıştı, ama bir çocuğun çaresiz ağlayışı ve inananların kaba saba yakarışları bana tanındığımı anlattı. İnsanlar yakarıyorlar, kaçışıyorlar, karşımda secde ediyorlardır, bazıları Baltalar tapınağındaki sütun tabanlığına tırmandı, kimileriyse yerden taşlar topladılar. İçlerinden biri, sanıyorum, denize girip saklandı. Boşuna değil annemin bir kraliçe olması; alçakgönüllüğüm bunu arzulasa da, avamın arasına karışmam mümkün değil. Gerçeği şu ki, benzerim yok. Birinin bir başkasına iletebilecekleri beni ilgilendirmiyor; filozof gibi ben de yazı ... Devamı

27 07 2011

Sanki içeri..

    Bir kuş kondu pencerenin önüne, dağınık yatağı, kırmızı yastıkları ve uzaktan yiyecek bir şeye benzeyen sigara izmaritlerini gördü. İçeri girmek istediyse de, yan balkonda gezinen kediden korktu ve uçtu gitti.   Bir gece vakti, iki sevgili tartışarak yürüyüp gittiler. Biri, ötekine 'seni seviyorum' demek isterken, 'beni önemsemiyorsun' dedi. Diğer anlamadı ve 'asıl sen önemsemiyorsun' dedi, 'seni seviyorum' demek isterken.. Onların birbirini anlamaması girdi içeri. Huzursuzca dolaştı, aynada kendini gördü ve korktu kaçtı. Pencere açık kalmaya görsün; bir delikten yaşam kaçacaktı sanki içeri. Kaçtı.. Devamı

27 07 2011

Herkes ölmek üzere.. olsa..

    ~adı ne şiirin, seninki? -ölü annem var ~ya aşk şiirine niye bu ismi koydun, sen niye koydun ?? -çünkü ölü bir annem var ~herkesin annesi ölebilir, bunu ilan etmen şart değil -sevdiğimi demez isem sevmek derdi beni boğar ~yerinde olsam kendimi Yunus Emreyle kıyaslamam -benim yerimde olsaydın kedicik, benim yerimde olmak istemezdin ~niçin demagoji yapıyorsun, kafamı karıştırabileceğini mi sanıyorsun ?! -deniyorum ~hata yapıyorsun Allah'ın kedisinin kafası karışır mı sanıyorsun; düz çalışır benim kafam, çünkü bu benim doğam uykum gelir uyurum, giderse uyanırım, mesela kirlenirsem yalanırım, acıkırsam gider bişeyler aranırım, yaradılış meselesi, bak mesela mesela..   şiir okur musun ?! sever misin şiir ? .. senin şiir falan okuduğun yok eğer şiir okusaydın, bilirdin ki aşık adam sınanmaz Onur Ünlü*Beş Şehir'09 Devamı

27 07 2011

Sadece hatırlıyorum..

    Ve ben artık mutsuz bir adamım. Günler,haftalar,aylar akıp giderken, ben yaşamıyor da daha ziyade vakit geçiriyorum. Ortalık karardıktan sonra pencereden yıldızları izliyorum. Umut etmiyorum, kızmıyorum, üzülmüyorum. Sadece h a t ı r l ı y o r u m... Devamı

26 07 2011

Faraway Vol. 2

         taş duvarların arasında kaybolma hissi,bulunma hissi,kafamda bir müzik çalıyor,adımlarım sayılıyor buraya ait olma hissi.     Devamı

26 07 2011

Yalnız bir çingene

    Her şeyi bir hikayeymiş gibi anlatıyor dunyayi artik yasarken degil anlatirken seviyordu Yalnızlık da istenilen bir şeydi aşk da üstelik Yalnızdı işte bir şeyler tasvir edecekti Neyi tasvir edecekti dunya uzaktı Sevgilisiyle aylardır görüşmüyorlardı Kimse sevgilerini bilmiyordu     “Artık güzel bir şey söyleyebilir miyim?”   Sonbahar yaprakları topluyor Kalın bir kitabın içinde kurutuyordu Sarı yapraklar iyice kuruyuncaya dek kitabı okumuyordu Üstelik yalnızdı sevgilisi çok uzaklardaydı Müzik de duygudaş bir sanattı üstelik Her yer sarıydı her yer kırmızıydı Her yer yapraklarla örtülüydü Yer görünmüyordu gerçekler örtülmüştü dunya gercek degildi Kendisi de gerçek değildi, kimse onu tanımıyordu Bir bu kentin mekanı kalmıştı gerçek insanlar yoktu da kuramlar mı vardı Kimse dünyaya inanmıyordu Güneyli bir çingene ölüyor Yerini bir kuzeyli alıyordu     “hala guzel bir sey soyleyebilir miyim sahiden?”     Dünya kendisini yapraklarla örtüyordu Sarı bir sokakta bir sonbahar tünelinde -Akdeniz’in tanımadığı bir güzellikti- Yerden bir yaprak kaldırıp altında dünyayı arıyordu Bir köşe lambasını yakıyor oturuyordu Işığın dar dünyasında kendine ait bir mekan Kendine ait bir hayat Kendine ait bir bilgelik buluyordu Dünyayı kaldırdığı yaprağın altında seviyordu     “Söyleyemem, nasıl söylerim artık güzel bir şeyi?”     Kimse yalnızlığını bozmuyordu Bir sonbahar yaşanıyordu O bu sonbaharın sahibiydi Sevgilisi çok uzaklardaydı üstel... Devamı

26 07 2011

aynanın önüne bırakılmış

    neden ağladığımı bilmiyorum, diyorsun çünkü bir şeyler değişiyor içinde kendini ikna etmiyor düştüğün boşluk bildiklerin başkalaşıyor gözlerinin önünde yabancılığı öğreniyorsun gece söndürür hayalet olmaya yetmeyenlerin ışığını güçlü olmaya benden daha çok ihtiyacın var çünkü haksız olduğunu kalbinin bir yerinde biliyorsun gündüzün kepenklerinde duyduğun güven, çelimsiz gölgelerin fısıldadığı küçük sırlarla büyüyorsun zamanın ve aynanın önüne bırakılmış kısa bir mektup bu belki çok sonra anlayacaksın içindekileri ama şimdi okuyorsun. Devamı

26 07 2011

Zaman da değil

        gidilebilse, ne çok iz kalıyor geride. “belki zaman”, diye düşünüyor adam: “zaman eksiltebilir birikeni”. oysa ne zaman, ne de ona benzer şeyler – ona benzer şeyler? – silebiliyor mekana sinenleri. eşyalar değiştirilse de, yeni badana yaptırılsa da degişmiyor ağrının kurduğu sıra: değişmiyor çünkü sokak adları, değişmiyor şehirler ve insanlar, dünden bugüne inatla yürüyen inatçı mantık: her mevsim, her dolunay, yağmurlar, bahar aldatmacaları, her kuyu, her kule, her balkon, kadehler, mumlar, köpükler, her kırmızı, her siyah, her gri, her uyku, her düş, her uyanış - yer etmişse – aynı çiviyi isteyen bir delikte tıpatıp zonkluyor.   “zaman da değil”, diyor adam, kimse yokken, yüksek sesle. yeni bir iz kalıyor orada, o an. Devamı

25 07 2011

küpe

  yıldızların çizildiği gecelerde ateşten küpeleri gece soğuğunun üstüme yağmurlar giydiğim mevsim geri durdum hep, görünmedim bazı rüyalar iki kişiliktir gözle görülmezler bilirdim küpesini düşürdüm gecenin soğuğu kaldı içimde sessizce geçip gittim Devamı

25 07 2011

gölgedeki kadının şarkısı

      sessiz biri gelir de başını vurur lalelerin: kim kazanır? kim kaybeder? kim koşar pencereye? kim o kadının adını en önce söyler? adam saçlarımı bürünendir. adam bürünür saçlarımı başının üstünde ölüler gibi. adam bürünür saçlarımı göklerin bürüdüğünce o yıl aşk içreyken ben. adam bürünür saçlarımı kendini beğenmişlikle. birisi ki kazanır. kaybetmez. koşmaz pencereye. söylemez o kadının adını. adam gözlerimi edinendir. edinendir gözlerimi kapandığı an kapılar. bürünür gözlerimi parmaklarında halkalar gibi. bürünür gözlerimi safirden ve şehvetten parçalar gibi: güzden beri erkek kardeşim oldu adam; sayıyor günleri geceleri. birisi ki kazanır. kaybetmez. koşmaz pencereye. en sonuncudur söyleyecek o kadının adını. odur sahip olan söylediğime. taşır onu kollarının altında bir bohça gibi. taşır onu hani saatler taşır ya en kötü saati. taşır onu eşikten eşiğe, fırlatıp atmaz asla onu. birisi ki kazanmaz. kaybeder o. koşar pencereye doğru. odur en önce söyleyecek o kadının adını. başları vurulmuş laleleriyle. ... Devamı

24 07 2011

Savrulan Sokaklarına Ömrümün

    gitmen bildiği gibi konuşuyordu bensiz... belki bir kış güneşiydin kim bilir belki kimselerin uğramadığı bir güz çınarı kalakaldın tenhalığa gölgesiz... /ve şarkın kanayan bir gül gibi iner savrulan sokaklarına ömrümün…/ Devamı