03 02 2012

Children in Maturity | Cuded

Children in Maturity | Cuded |  görsel 1

www.cuded.com Kaynak : rss.blogcu.com Devamı

03 02 2012

Ribbonn: Akvaryum Dünya ve Vatkalı Omuzları

Ribbonn: Akvaryum Dünya ve Vatkalı Omuzları |  görsel 1

ribbonn-ribbonn.blogspot.com Devamı

03 02 2012

Ribbonn: 2 Mart

Ribbonn: 2 Mart |  görsel 1

ribbonn-ribbonn.blogspot.com Devamı

29 09 2011

Poteaux D'angle

  "Kendisinden nefret edilmemiş olanda hep bir eksiklik kalır, din adamlarında, rahiplerde ve bu türden insanlarda sıkça görülür bu özürlü durum. Onlar bize danaları anımsatır. Antikorları eksiktir." Syf. 13 "Başına her ne gelirse gelsin, öyle bir ân havaya girip de -en vahim hatadır- kendini üstad sanma, hatta kötü bir akıl hocası bile oldun sanma. Önünde daha yapacak çok şey var, yığınla iş var, neredeyse işin tamamı. Ölüm henüz olgunlaşmamış bir meyveyi koparacaktır." Syf. 15 "...Çok erken akıllı oldukları için aptallar. Sen ise uyum göstermek için acele etme. Yedekte hep bir uyumsuzluk sakla." Syf. 16 "Başını gerilmiş bir ip üzerine dayayarak dinlenmesini bilen bir insan, yatağa ihtiyaç duyan bir filozofun öğretilerini ne yapsın?" Syf. 18 "Bir şey yakaladıysan, ister istemez daha fazlasına sahip olmuşsun demektir. Bu fazlalıktan hiç şüphe duymuyorsun ve hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, aradan uzun bir zaman geçmeden de bilmeyeceksin. Belki tüm bir dönem geçtikten sonra da bilmeyeceksin. O zaman çok geç olacak. Evet, çok geç." Syf. 22 "N. Onu öldüreceklerdi. Kendisine doğrultulmuş uzun bıçağın parlayan ağzı üzerine iniyordu. Demek ki bağırma vakti gelmişti ve bu an bir daha da gelmeyecekti. Ama, bu olağanüstü, yaşamı boyunca tanık olduğu durumlarla hiç mukayese edilmeyecek karşılaşma sırasında, öylesine süratle, alışık olunmadığı ölçüde ve istisnai şekilde hızlı hareket etmesi gerekli oldu ki, N. az da olsa ses tellerini hiç kıpırdatamadı ya da içinde bulunduğu inanılmaz durum karşısında düşüncelere daldı ve ses tellerini bulamadı. O, artık böyle ân... Devamı

29 09 2011

bis

    "gelmeyeceksin.. beklemiyorum da.. telefon etme sakın.. başkalarını oku.. beni değil.. artık şiir yazmıyorum.. kapıma dayanan postacıları öldürerek geçiriyorum vaktimi" Devamı

29 09 2011

kahve ve bira

    Bir gün tanışacağız, arkadaşlığımızın arkadaşlık düzeyinde kalmayacağını bilerek arkadaş olacağız, sonra sevgili. Bir ay, altı ay, üç yıl. Sonra ben, bir akşam ya da sabah ya da gece yarısı, henüz sen beni terk etmemişsen tabii, herhangi bir neden belirtmeden çekip gideceğim. Çünkü veda konuşmalarını beceremem. Becerebilseydim altı sene önce evlenmiş olurdum. Nasıl ayrılacağımı tahayyül edemediğim için evlenemedim. Ama bu ayrı bir konu. (Ve sana –bir cümleye “ve” ile başlamanın ona ilahi bir ton kattığını Jonathan Safran Foer’den öğrenerek kullanmaya karar verdiğimi de belirtmek isterim– erkek dünyasının tam kalbinden bir tavsiye, bu tarz dostane veda konuşmalarını becerebilen adamlardan uzak dur lütfen. Onlar bir gece uyanıp seni kıtır kıtır kesebilecek kadar kendine güveni yerinde adamlardır. Onlar en düşmanca hislerini bile dostane biçimde ifade edebilen gerçek erkeklerdir, onlar ergen değildir. Ece Temelkuran ne güzel kadın.) Her neyse. Ve sen kendini bok gibi hissedeceksin. Haklı olarak. Ve üzüleceksin. Ve sen üzüldüğün için ben de üzüleceğim. Ama bunu çaktırmayacağım. Ve sen benim taş kalpli ve vicdansız biri olduğumu düşüneceksin. Götün önde gideni olduğumu düşüneceksin. Bu düşüncelerini bir terbiye süzgecinden geçirip smslere dökeceksin. Ve ben onları okurken şöyle düşüneceğim, “Sanırım ben bu dünyaya insanların kalbini kırmak için geldim.” Sonra bir gece saat ikide, alkollüyken telefon açıp bağıra çağıra dökeceksin içindeki bütün zehri. Ama benim kafam o an yazdığım şeyin zehriyle dolu olduğundan senin zehrinden etkilenmeyeceğim ve diyeceğim ki, “Yarın akşamüstü bir kahve i&c... Devamı

26 09 2011

Sigur Ros Vanilla Bonus

             "i will tell you in another life when we are both cats"     Devamı

25 09 2011

gün/-gece

      GÜN: Burada, bir çatı katı penceresiyle aydınlanan tavanarası odasında, dünden beri yalnızım. Camları boydan boya çatlamış, tozlu, hemen hemen eşyasız bir oda burası. Alçak, diz hizasında, tek kişilik bir yatak, yıllardır kullanılmamış gibi duran devasa bir çizim masası, iki üç raf, hepsi bu. Bir de, köşelere yığılmış boş film kutuları. Kolayca kendimi, gerçekte olduğumdan daha yabancı, daha genç, daha özgür hissedebilirim burada, gelip geçiciliğin bir başka durağında... Gidememekle kalamamak arasında. Sanki o odada, içinde yıllar, geceler, mevsimler geçirdiğim, yanımda taşıyıp getirdğim o tek, en içerideki odada... Dün gece bu kadar yorgun olmasaydım, duvardaki lekelere, özellikle tavandaki iri, ürtükücü lekeye uzun uzadıya bakabilir, yara karanlıkta çeşit çeşit imgeler bulabilirdim. Çeşit çeşit öyküler, lekel leke ben’ler, geçmişler... Derinleşen saatlerin daha gerçek, daha canlı kıldığı imgeler, yarı-sözel varlığımı, kendileriyle birlikte dümdüz duvarlardan çekip çıkaran imgeler. Dik çatıların arasına sıkışmış bir balkonum var: Mahmur mahmur açan kadife çiçekleri, biri hariç bomboş saksılar, beni derhal benimseyen serçelerle bir karga. Karşımdaki duvarda da kurşun ve şarapnel izleri. Aşağıda pazar kuruluyor, kamyonetler yanaşıyor art arda, kasa kasa marullar, elmalar, portakallar taşınıyor, okul sıraları gibi düzenli dizilmiş tezgâhlara yerleştirilip ıslatılıyor. Birkaç tezgâh elişlerine, dantellere, havlulara ayrılmış, iki üç tanesiyse çiçeklere... Yandaki börekçiden kokular geliyor, şallarına, kot ceketlerine sarınmış çoğu kadın pazarcı, sigaralarını yakıyor, yavaş yavaş suskunluklarından ... Devamı

25 09 2011

Sarhoş Çal Piyanoyu.

    Öfkeli hayat parçacıklarıdır Sinekler; Neden bu öfke ? Sanki daha fazlasını istiyorlar, Öfkeleri sinek olmalarına Sanki; Benim suçum değil; Onlarla birlikte büromda oturuyorum Ve sataşıp duruyorlar bana Istıraplarında; Bir yerlerde unutulmuş Sahipsiz ruh parçacıkları gibiler; Gazeteyi okumaya çalışıyorum Ama rahat vermiyorlar; Biri beynime sefil bir gürültü yollayarak Tavana yakın yükseklikte Yarım çember çiziyor; Diğeri, küçük olan, Yakın durup elime takılıyor, Bir şey söylemeden, Yükseliyor alçalıyor. Sokuluyor;hangi Allahın cezası musallat etti Bu zavallı şeyleri başıma ? İmparatorluğun diktatörlüğü altında Ezilen adamlar var bu dünyada, Trajik aşklar var… Ben sineklerden çekiyorum… Küçük olana elimi sallıyorum, Meydan okuma dürtüsünü güçlendirmekten Başka işe yaramıyor; Daha hızlı dönüyor, daha yakın vızıldıyor hatta, Ve bu yeni dönüşü hisseden yukardaki de heyecanla Dönüş hızını arttırıp sesli bir pike çekiyor ve ikisi birlikte elimin etrafında dönüp arada sırada masa lambasının ayağına çarpıyorlar ve içimde erkeksi bir şey bu kutsalsızlığa daha fazla tahammül edemiyor ve gazeteyi rulo yapıp çakıyorum- ıska ! bir daha çakıyorum, anlaşmazlığa düşüp ayrılıyorlar, iletişim kopukluğu, büyüğünü haklıyorum önce,sırtüstü düşüp bacaklarını sallıyor öfkeli bir orospu gibi, bir kez daha indiriyorum gazeteyi ve bir sinek – çirkinliği lekesi artık; ufaklık yüksek uçuyor şimdi, sessiz ve çabuk, gözle takip etmek nerdeyse olanaksız; elime hiç yakl... Devamı

24 09 2011

Seyyah

    'Hiçbir yere gidiyorum, hiçbir yerden geliyorum süsen batağına saplanıyor gözüm, çamurlu ok bölüyor seyrediyorum.' Saçlarının fırtınasında bilinen düş çemberinde kızıl çatıların sahibesiydi, deniz diliyle unutulmuş bir deniz bitkisini dikiyordu ön bahçeye ısırganotu pelesenk yırttı geçti ateş koluyla gece gömüldü... bütün sahiplerin sultanı bir bebeğin gizil dilini kullandı hep, iki su ayracında aramızdaki nehir sesimizi gömdü hep kil taşlarla, öte tabut kendini reddediyordu ve mezar çekiyordu... Gece kuşu göğsümdeki gece kuşu göğüs kafesimde mavi göl düşüyle köle isteminde, dudak bin kez yaraya dokundu kubbenin ve tanımsızdan, uyuklayan İbliskız'dan özgürlük sarkacına, bir o yana bir bu yana ırmakla ve denizle ve zamanla ve suyla ateşle yaseminle tunçla ve... ...yine dizlerim toprak düzeyde düştüm hayatın önüne... bir kartalla gizli... Bebek soyumuzdan bilginç aynalara gözleniyordum ve gözleniyordum tutsaktım ve tutsaktım bırakıldığım yerde o cevher kuyusunda, karanlığın kollarına vermiştim kendimi ve yine şafak şafak şafak gizil kartalın sonuyla... bir daire çiziyordu ve bekliyordu, bu yüzden her şey yeryüzü, suları besliyordu ince titrek özenilen kadından iki ayrı safir kanat çıkıyordu... (hazırlanabilirdim bu kanatları kesmeye ve tüy bilezik yerine uzayın çiçeği) siyahi kuzgun bakışlarını armağan ediyordu tanıdık bir düş, ancak yabancı parmaklarımızda yabancı gülle... ayraç siz miydiniz! diye soruyordu kızıl çatıların kadını, ayraç, ayraç... o pek besili zambak, cici kuş o pek acı suyun tadı dilimde...... Devamı

24 09 2011

"Cehennemde Bir Mevsim"

  Aldanmıyorsam bir zamanlar hayatım,önüne bütün gönüllerin açıldığı, yoluna bütün şarapların döküldüğü bir şölendi. Bir akşamdı dizimi oturttum Güzelliği-Terslik edecek oldu-İler tutar yerini bırakmadım ben de. Bayrak açtım adalete karşı. Aldım başımı kaçtım. Ey büyücüler, size ey bahtsızlık, ey nefret, hazinem size emanet. Azmettim, söndürdüm içerimde insan ümidi adına ne varsa. Bir yırtıcı hayvan amansızlığıyla atıldım üzerlerine boğayım diye cümle sevinci. Cellatlara seslendim, ısırayım diye ölürken mavzerlerin kabzalarını. Seslendim salgınlara, boğsunlar istedim, kan içinde, kum içinde beni. Tanrı bildim musibeti. Gırtlağıma kadar battım çamurlara. Cürümün ayazında kurundum. Hop oturup hop kaldırdım çılgınlığı. Bana baharın getirdiği iğrenç bir budala kahkahasıydı. Derken az önce işte, bir de baktım ki kıkırdamak üzereyim; aklıma eski şölenin anahtarlarını aramak geldi, dedim belki de yeniden heveslenirim. Hayırmış meğer o anahtarın adı-Anlaşıldı ben bir düşteymişim. "Sen canavar kalacaksın..." falan filan... atıp tutmaya başladı başıma bu şirin hasırları ören şeytan. "Ölümüne sürsün cümle iştahın, bencilliğin, cümle bağışlanmaz günahın." ... Devamı

19 09 2011

Orange Love

    "Sadece senin sesini duyacagim bir yere gitmek istiyorum.."       Roman:Burada ne yapiyorsun? Katya:Muzik.. Seni uyurken izliyorum,nasil nefes aldigini,cok sessiz..denizin sabah saatlerinde oldugu gibi. Roman:Denizin sesi nasildir ki? Katya:Seninkiyle ayni..sabahlari cok sessiz, ve sonra giderek gurultulu olur.. Devamı

19 09 2011

Tatminsiz ruhumda ne bulabilirsin ki?

    "Acılarımı alıp uzaklaştırmak isteyen biri olabilir mi? Mümkün mü birinin beni sabırsızlık ve merak içinde beklemesi, pırıl pırıl gözlerle uzaktan beni izlemesi, yaklaşan adımlarımı nefesini tutarak dinlemesi? En sıradan sözlerimin hatırlanması, küçük bir bakışımın mutluluk vermesi mümkün mü? Hayatın hediyesini kazanma hakkı için doğru ne yaptım? Cimri bir kadının mücevherlerini saklaması gibi ızdıraplarını saklayan utangaç bir şairden başka neyim ki ben? Bir şey başardım mı? insanlara küçük endişelerini dahi unutturdum mu? şu hâlde, beni sevecek ne olabilir ki? Senin ruhuna acı çektirme hakkını bana verecek rezil, tatminsiz ruhumda ne bulabilirsin ki? Bana öyle bakma, bu kadar sıkı tutma elimi. Biliyorsun seni seviyorum ve seni sevmek istemiyorum.." Devamı

19 09 2011

Öç Yuvası

  büyüdüğüm evde bir tuhaflık vardı.Köşeler gölgeler, merdivenler fısıltılarla doludu.Ve dürüstlük kadar önemsizdi zaman kavramı.Evimizde gizli bir savaş sürüyordu.Bunu nasıl anladığımı bilemiyorum.Bu sessiz savaşta silahların patladığını duymuyorduk.Yerlere serilip kalanlarda ceset değil sadece ölen isteklerdi.Kurşunların yerini sözler almıştı ve akıtılan kana da gurur deniyordu... Devamı