28 03 2010

tezer özlü

  Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama isteği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başldadığı an. Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi varoluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi varoluşum. Her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu. Yaşamın, daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum. Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı. Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. (...) İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. (...) Her anı ölüdür. Şimdi sen de bir ölüsün. Her zaman benimle birlikte olan, birlikte taşıdığım sözcüklerime dönmem gerek. Sözcüklerim olmadan o gökyüzüne nasıl dayanabilirim. O caddeye, o geceye, gecelere, uykuyla uyanıklık arasında öylesine yatıp uyuyamadığım için sinirlendiğim ve herşeyi düşünüp, kalkıp düşündüklerimi sözcüklere çeviremediğim gecelere. Ya da uykunun ölümsü derinliğinde var oluşumuzun küçüklüğünü algıladığ... Devamı

28 03 2010

Puslu Kıtalar Atlası,

Kendi kendine, ‘düş görüyorum’ dedi, ‘Düş gördüğümden şüphe edemem. Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim?‘ ... Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm. Varolduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.” Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar Devamı

23 03 2010

Siyah Güneş

        Bugün,tuhaf bir ikilemin tam ortası,düşsel olarak yorgunluğumun en güzel anı... İstiklal sessiz ama kalabalık görüntüsü ile gün batımını andırıyordu, bir günün diğerine merhaba derken bugüne elveda değişine sahne oluyordu.Biz ise sakin bir sınıflama ile tebessümü yasıyorduk belki. Enteresan olan İstiklal gün batımını andırırken biz ise yeni bir güne merhaba diyorduk. Yeni an,yeni bir telaştı bizim için orası. İstiklal iki hayatı tattırıyordu; bir yanda gülümseme bir yanda hüzün. Birileri giderken birileri o yoldan aynı heyecanla geri dönemiyordu;çünkü her şey bitmişti. Biz hem başlayan hem de biten o anı tattık o kadar garip ki hiç bitsin istemedim, belki de güneşe ilk defa bu kadar sarıldım ve ricada bulundum bugünü bitirmesin diye.Gün savundu kendini,inatla savaştı. O kadar zikzak olaylara sahne olduk ki kimse kimseyi tutamıyordu,binlerce farklı heyecan bir bir ayrılıyordu ama o değerinden hiçbir şey kaybetmedi çünkü yaşanacak o kadar yüz ev sahipliği yapılacak o kadar düşünce vardı ki;bugün o sıranın bir bölümünü anlattı bana. Bazen bir melodi oldu bazen de bir ses tonu ama derinde kalan ve bana anlatılmak istenen derin ama kuytu bir yalnızlıktı, evet İstiklal çok yalnızdı;bazen siyah beyaza büründü bazen de yağmur oldu düşündürdü ama hiçbir zaman resimdeki yüzden ayrılamadı o hep İstiklaldi,yüreğimdeki kalabalığın simgesiydi bundan sonrada öyle kalacak.O benim için fincandı belki de veya bakılan ilk özel faldı,ardındaki koşuşturmaydı ama en güzeli o bugün beni mutlu edendi kaybettiğim tebessümümü yeniden bulup sergilememe yardımcı oldu.İstiklaldeki yaşantıda bir nokta çok çevrim i&cc... Devamı