13 05 2012

Kırmızı

  kendine uygun bir ayna bile bulamadan kalakalırsın baktığın boşlukta bakarsın baktığın kadarsın bundan sonrası geç kaldığın yerlerdeki korunma duyguna bağlı. anlarsan, anlamanın anlamazsan, anlamamanın boşluğundasın... murathan mungan Ribbon Devamı

02 08 2011

fugue V.

      bu çocuğu hemen aldırmazsam                                                ‘işaretleri bunca sevdiğine göre ona yorulmadan işaret vermeliyim’. nasıl yorulmazdı: kapısına götürüp bağladığı beyaz at, aynı gün içinde postaya attığı binbir mektup, beklenmedik gecede beklenen bir güneş olmak – verdiği her işaret hayatında birikmiş büyük bir imgeyi söküp atıyordu ondan. kadın doymuştu oysa bu duygulara. beklediği işaretler değil işaretlerin işaret ettiği yere çağrılmaktı. olmayınca o da yorulmadan işaret verdi. nasıl yorulsundu ki: adamın çakmağı bitince onu değiştirdi, gömleğine sinmiş kokuyu benimsedi, istedi ve isteklerini onun istediği kadar göstermeyi öğrendi, kabul etti.   yalnız kaldığında düşünüyordu: ‘bu çocuğu hemen aldırtmazsam, onunla ölebilirim.’ zaman geçiyor ve çocuk büyümüyordu oysa. neden sonra içinde kaskatı bir ur olduğunu farketti ve onu sevdi. ... Devamı

26 07 2011

Yalnız bir çingene

    Her şeyi bir hikayeymiş gibi anlatıyor dunyayi artik yasarken degil anlatirken seviyordu Yalnızlık da istenilen bir şeydi aşk da üstelik Yalnızdı işte bir şeyler tasvir edecekti Neyi tasvir edecekti dunya uzaktı Sevgilisiyle aylardır görüşmüyorlardı Kimse sevgilerini bilmiyordu     “Artık güzel bir şey söyleyebilir miyim?”   Sonbahar yaprakları topluyor Kalın bir kitabın içinde kurutuyordu Sarı yapraklar iyice kuruyuncaya dek kitabı okumuyordu Üstelik yalnızdı sevgilisi çok uzaklardaydı Müzik de duygudaş bir sanattı üstelik Her yer sarıydı her yer kırmızıydı Her yer yapraklarla örtülüydü Yer görünmüyordu gerçekler örtülmüştü dunya gercek degildi Kendisi de gerçek değildi, kimse onu tanımıyordu Bir bu kentin mekanı kalmıştı gerçek insanlar yoktu da kuramlar mı vardı Kimse dünyaya inanmıyordu Güneyli bir çingene ölüyor Yerini bir kuzeyli alıyordu     “hala guzel bir sey soyleyebilir miyim sahiden?”     Dünya kendisini yapraklarla örtüyordu Sarı bir sokakta bir sonbahar tünelinde -Akdeniz’in tanımadığı bir güzellikti- Yerden bir yaprak kaldırıp altında dünyayı arıyordu Bir köşe lambasını yakıyor oturuyordu Işığın dar dünyasında kendine ait bir mekan Kendine ait bir hayat Kendine ait bir bilgelik buluyordu Dünyayı kaldırdığı yaprağın altında seviyordu     “Söyleyemem, nasıl söylerim artık güzel bir şeyi?”     Kimse yalnızlığını bozmuyordu Bir sonbahar yaşanıyordu O bu sonbaharın sahibiydi Sevgilisi çok uzaklardaydı üstel... Devamı

26 07 2011

aynanın önüne bırakılmış

    neden ağladığımı bilmiyorum, diyorsun çünkü bir şeyler değişiyor içinde kendini ikna etmiyor düştüğün boşluk bildiklerin başkalaşıyor gözlerinin önünde yabancılığı öğreniyorsun gece söndürür hayalet olmaya yetmeyenlerin ışığını güçlü olmaya benden daha çok ihtiyacın var çünkü haksız olduğunu kalbinin bir yerinde biliyorsun gündüzün kepenklerinde duyduğun güven, çelimsiz gölgelerin fısıldadığı küçük sırlarla büyüyorsun zamanın ve aynanın önüne bırakılmış kısa bir mektup bu belki çok sonra anlayacaksın içindekileri ama şimdi okuyorsun. Devamı

26 07 2011

Zaman da değil

        gidilebilse, ne çok iz kalıyor geride. “belki zaman”, diye düşünüyor adam: “zaman eksiltebilir birikeni”. oysa ne zaman, ne de ona benzer şeyler – ona benzer şeyler? – silebiliyor mekana sinenleri. eşyalar değiştirilse de, yeni badana yaptırılsa da degişmiyor ağrının kurduğu sıra: değişmiyor çünkü sokak adları, değişmiyor şehirler ve insanlar, dünden bugüne inatla yürüyen inatçı mantık: her mevsim, her dolunay, yağmurlar, bahar aldatmacaları, her kuyu, her kule, her balkon, kadehler, mumlar, köpükler, her kırmızı, her siyah, her gri, her uyku, her düş, her uyanış - yer etmişse – aynı çiviyi isteyen bir delikte tıpatıp zonkluyor.   “zaman da değil”, diyor adam, kimse yokken, yüksek sesle. yeni bir iz kalıyor orada, o an. Devamı

25 07 2011

küpe

  yıldızların çizildiği gecelerde ateşten küpeleri gece soğuğunun üstüme yağmurlar giydiğim mevsim geri durdum hep, görünmedim bazı rüyalar iki kişiliktir gözle görülmezler bilirdim küpesini düşürdüm gecenin soğuğu kaldı içimde sessizce geçip gittim Devamı

25 07 2011

gölgedeki kadının şarkısı

      sessiz biri gelir de başını vurur lalelerin: kim kazanır? kim kaybeder? kim koşar pencereye? kim o kadının adını en önce söyler? adam saçlarımı bürünendir. adam bürünür saçlarımı başının üstünde ölüler gibi. adam bürünür saçlarımı göklerin bürüdüğünce o yıl aşk içreyken ben. adam bürünür saçlarımı kendini beğenmişlikle. birisi ki kazanır. kaybetmez. koşmaz pencereye. söylemez o kadının adını. adam gözlerimi edinendir. edinendir gözlerimi kapandığı an kapılar. bürünür gözlerimi parmaklarında halkalar gibi. bürünür gözlerimi safirden ve şehvetten parçalar gibi: güzden beri erkek kardeşim oldu adam; sayıyor günleri geceleri. birisi ki kazanır. kaybetmez. koşmaz pencereye. en sonuncudur söyleyecek o kadının adını. odur sahip olan söylediğime. taşır onu kollarının altında bir bohça gibi. taşır onu hani saatler taşır ya en kötü saati. taşır onu eşikten eşiğe, fırlatıp atmaz asla onu. birisi ki kazanmaz. kaybeder o. koşar pencereye doğru. odur en önce söyleyecek o kadının adını. başları vurulmuş laleleriyle. ... Devamı

24 07 2011

Savrulan Sokaklarına Ömrümün

    gitmen bildiği gibi konuşuyordu bensiz... belki bir kış güneşiydin kim bilir belki kimselerin uğramadığı bir güz çınarı kalakaldın tenhalığa gölgesiz... /ve şarkın kanayan bir gül gibi iner savrulan sokaklarına ömrümün…/ Devamı

12 07 2011

Mısrayim

    Kaçtığı bilinmeyen bir ülkesinde cinler padişahının, bir yeniyetme. Değiştirmiştir adını, saçlarını kazıtmıştır. Soğuk bir tabanca yastığının altında, uyuyabilir ancak. Bir yelek giymiştir dimi; kuşbilime çalışır, omuzunda simruğ kuşu, eskiden ötermiş. Bir tehlikeye yaslanmıştır; uçurtma uçurur, yüzlüğü düşmüş. Yakalanır ming izleyicilere, bileği incecik. Bir kılıçla keserler kirpiklerini uzun. Kırarlar eklemlerini, pantolonunu sıyırıp gümüş bir şamdana oturturlar, ziftle boğarlar teknede, damgalarlar. Uçsuz bucaksız kucağındadır barbar anasının, bir yeniyetme. Büyük bir alınla karşılar ölümü de, alkışlayarak karşılar; unutbeni mavisinden bir yelkenliye binmiştir. Hamsin yelleri eser Mısrâyim'den, kırk gün. Saçlarını uzatmıştır, yalnızlığı sever.       Devamı

10 07 2011

Renkleri yitirmiş..

      Hangi mevsimdeyiz böyle Paletimde renkler kaskatı Oysa Durmadan boyamalıyım, hiç durmadan Renklerini yitirmiş hayatı, Mevsimlerden keder mi, söyle.   Devamı

10 07 2011

kuşlar

    Bir kuşu dilinden hiç öpmedim Belki bir gün öpebilirim Belki bir gün rüzgar olurum ben de Eserim başakların üzerinden Kalbim bir yaz gününe karışsın isterim Bir kuş cıvıltısında doğmak için yeniden Devamı

07 07 2011

ye..

  ölümü konuşmak paradan konuşmak gibi ne fiyatını biliriz ne de değerini, yine de ellerime bakıyorum da biraz tahmin edebiliyorum erkek tahmin etmek ve başarısız olmak için yaratılmış kadın geri kalanlar için. zamanı geldiğinde umarım bir armut yiyişimi anımsayabilirim. usanmışız artık bu kadar ölü köpekten kafataslarından ordulardan çiçeklerden kıtalardan. bir mücadele var o da şu; olayın mekaniğine karşı. bugün bir armut ye ki yarın anımsayabilesin. Devamı

07 07 2011

Bir kayığa biner geceleri

    Tadını, yağmura duygulanmanın Paylaşır kuşlarla biri gizlice Gülmesini tutamamış bir sincap Sallanır utanç bahçesinde Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen Uzun sokakların ucunda evleri İlk denemelerden geri dönülmüştür İtildikçe, içe durduğu bilinen Bazı dostları yitirmeye gidilir Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen Bir kayığa biner geceleri Sığlıkta o kadın tek başına Dua biçiminde inceltir korkuyu Sunar içtenliksiz, tanrısına Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen Devamı

07 07 2011

Armağan

  -I- ölümsüzlük yalan, diyordu zaman dinle bak, içindeki o lacivert uçurum derin bir kuyunun hüzünlü şarkısıyla çağırıyor seni hiç usanmadan ama sen ölüm yokmuş gibi sev ve dinle sevincin şarkılarını hayat ağacının yapraklarından çünkü yapraklar da uçuşur bir gün sensiz de eser rüzgâr çıplak ağaçlarda an kısadır ve aşk bir armağandır sana -II- duyuyordum, dinlemeyen ruhumdu kalbim yalnız bir savaşçının korkularıyla uçurum kadar derin bir hayat arıyordu ve gerçek, melankolik bir anın aynasında söndürdü kalbin ışıklarını simsiyah labirentte meşalesini yakan zamansız bir tanrı gibi belirdi zaman ölüm, dedi tendeki sureti içindeki aynanın alnında gezdirirken yalnızlık ellerini an lacivert bir yalandır kendi zehrine tapan acımadan emzirir zehriyle düşlerini sordum ona, gerçek hangi yüzün senin? dedi; ben gerçeğim, senden başka yüzüm yok ölüm sensin ve ölüm tek sevgilimdir benim -III- kristal bir fanusa kapattım çığlığımı sunmak için sonsuz tapınağın ilahlarına hep birlikte girdik anın lacivert kapısından ben, yıkılmış düşlerim ve aşk ve yalan sunak taşında sessizce bekleyen zaman merhamatle baktı uzun uzun yüzüme dedi; acelen ne, şimdi gerçeksin, bu an ölüm ülkesinden senin için çaldığım ve sana verdiğim tek armağan unutma düşlerini, kalbindeki gerçeği çünkü yalan olacaksın birazdan ... Devamı

30 06 2011

Açık Kalp Ameliyatı

    hepimize yeter bu aşk aralık tut kalbini üşürsen temmuz tut, kar tanesinin yumuşacık süzülüşü gibidir sevişmek bu kalabalıkta her aşk biraz yaklaşmaktır kansız bir cinayete her aşk taslaktır, tasadır belki de yalnızca 5'i olan bir saate bakıp bakıp ağlamamaktır, tutmaktır kendini boşalırken bile kaybolan ya da ne bileyim güpegündüz çalınan kum saatidir, çingene sesidir, hepsidir. neşter girdi mi kalp guguklu saatin ötmesini öğretir zamana; hasrettir zaman kırılan aynaya. hepimize yeter bu aşk neşter yetmez ama; tahta bir kazık, kızgın yağ bir poşet tiner, yeni çekilmiş ayak tırnağını yalamaktır kapana uzatmaktır dilini işlenmemiş suçları itiraf etmektir aşk herkes birbirine fazla narkoz versin lütfen rica ederim zorluk çıkarmayın baltaya korkuluklara saygılı olun mesela, tırmanmayın direklere neye yarar bu; neye yarar ısıtmak dün ölen bir kadavrayı mor bir aşk uğruna açık bırakıp bu kalbi ameliyat masasında resim yapmalı, deli gibi resim yapmalı kayıp bir turuncu kokusu var havada       Devamı